30 Haziran 2013 Pazar
Aile içi şiddete 1 yıl 7 ay hapis
Oyuncu Gökçe Özyol ile 2 yıl önce evlendiği Gökçe Aytaç Özyol hakkında açılan “Karşılıklı etkili eylem, tehdit ve hakaret” davası, çift şikayetlerini geri çekince düştü. Ancak, Gökçe Özyol’a, eşinin yüz kemiğini ve burnunu kırdığı gerekçesiyle 1 yıl 7 ay hapis cezası verildi.
BÖYLE EVLENMİŞLERDİ (FOTO-GALERİ)
Davanın ilk duruşmasında Gökçe Aytaç Özyol, 2 yıldır evli olduğu Gökçe Özyol’la uzun süredir sorun yaşadığını anlatmış, “Kendisi zaman zaman beni darp edip evi terk ederdi. Tartıştığımız gün karşılıklı birbirimize vurduk. Ben de vurmuş olabilirim” demişti. Kendisini savunan Gökçe Özyol da, “Suç kastım yoktur. Amacım kendimi savunmaktı. Şu an barıştık. Eşim hakkında şikayetimden vazgeçiyorum” diye savunma yapmıştı. Davanın ikinci celsesine, şikayetlerinden vazgeçen her iki taraf da katılmadı. Mahkeme, Aytaç hakkında açılan davanın, şikayetten vazgeçilmesi üzerine düşürüldüğünü karara bağladı. Aynı şekilde Özyol’un da tehdit suçundan beraatına, hakaret suçundan davanın düşürülmesine karar verildi. Ancak ünlü oyuncunun, kasten yaralama suçundan 1 yıl 7 ay 5 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına hükmetti. Hapis cezası hükmünün açıklanması geri bırakıldı.
Deniz Akkaya ile borsacı sevgilisi Volkan
Deniz Akkaya ile borsacı sevgilisi Volkan Akçay, önceki akşam ilk kez birlikte objektiflere yansıdı.
BÖYLE GÖRÜNTÜLENDİLER(FOTO-GALERİ)
Ünlü manken Deniz Akkaya, yaklaşık yedi aydır beraber olduğu borsacı Volkan Akçay’la önceki gece Ulus’taki Sunset adlı restoran çıkışında objektilere yakalandı. Gazetecilere görüntü vermemek için bugüne kadar gittikleri her mekandan ayrı ayrı çıkan ikilinin planı bu kez işe yaramadı. Çift, arkadaşlarıyla yedikleri yemek sonrası yine restorandan yine tek başlarına ayrıldı ancak aynı otomobile yöneldiklerinde flaşlar patladı. Kaçışı sona erdiren bu kareler, Akkaya’nın eski sevgilisi Efe Önbilgin’le barıştığı yönündeki dedikodulara da son noktayı koymuş oldu. Çift, habercilerin sorularını yanıtsız bırakarak hızla uzaklaştı .
Musa ile Sessiz'e Boston'dan ödül
Kuzey Amerika'nın ilk Türk belgesel ve kısa film yarışması niteliğindeki Boston Belgesel ve Kısa Film Yarışması'nın sonuçları açıklandı.
Jüri üyeliklerini Harvard Film Arşivi'nin Direktörü Haden Guest, Phoenix Gazetesi'nin film editörü Peter Keough, Boston Güzel Sanatlar Müzesi'nin film küratörü Carter Long gibi film konusunda saygın isimlerin yaptığı yarışmada, seyirciler de “En İyi Belgesel” ve “En İyi Kısa Filmleri” belirlemek için oy kullandılar. Bu yıl yarışma filmleri, Boston Güzel Sanatlar Müzesi ve Boston Üniversitesi'nin yanı sıra ilk kez Goethe Enstitüsü'nde de gösterildi.
Bu yıl 7'ncisi düzenlenen ve 36 filmin finalist olduğu yarışmada En İyi Kısa Film Ödülü, yönetmenliğini Serhat Karaaslan'ın yaptığı “Musa” ve yönetmenliğini L. Rezan Yeşilbaş'ın yaptığı “Sessiz” (Be Deng) adlı kısa filmler arasında paylaşıldı.
En İyi Belgesel Ödülü ise yönetmen Aysun Bademsoy'un “Namus” (Ehre) adlı belgeseline verildi.
Seyirci ödüllerini, belgesel film dalında yönetmen Hüseyin Karabey'in “Bir Hayatı Masal Gibi Anlatmak” adlı filmi, kısa film dalında yönetmen Koray Sevindi'nin “Ekmek” adlı filmi aldı.
Yarışmada bu yıl da özel mansiyonlar verildi. Kısa film dalında özel mansiyona değer bulunan filmler Abdurrahman Öner'in “Buhar” ve M. Cem Öztüfekçi'nin “Nolya” adlı filmleri oldu.
Belgesel dalında ise Bülent Öztürk'ün “Beklemek”, Mizgin Müjde Arslan'ın “Ben Uçtum Sen Kaldın”, Bingöl Elmas'ın “Evcilik”, Hüseyin Bulut'un “Rastgele Orsa”, Savaş Karakaş ve Sibel Goloğlu Mesci'nin “Son Süngerci”, Ebubekir Çetinkaya'nın “Yuva” adlı filmleri özel mansiyona değer bulundu.
Gelecek yılın yarışma başvuruları 1 Şubat 2013'te başlayacak.
1964'ten beri faaliyet gösteren Boston merkezli New England Türk Amerikan Kültür Derneği'nce (TACS-NE) düzenlenen yarışmanın ana sponsorluğunu New York Kültür ve Tanıtma Ataşeliği, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Turkish Cultural Foundation (TCF) ve Türk Hava Yolları yapıyor.
Amour' en iyi film
Fransız filmi ‘Amour’, Los Angeles Film Eleştirmenleri Ödülleri’nde yılın en iyi filmi seçildi.
Los Angeles Film Eleştirmenleri Ödülleri aynı zamanda Oscar’ların da habercisi sayılıyor.
Diğer Oscar adayı filmlerden, 1950’lerde geçen ‘The Master’ filmi ise üç ödül adlı. Paul Thomas Anderson en iyi yönetmen, Joaquin Phoenix en iyi aktör ve Amy Adams en iyi yardımcı kadın oyuncu seçildi. ‘The Master’ aynı zamanda en iyi ikinci film oldu.
‘Amour’un oyuncularından Emmanuelle Riva, en iyi kadın oyucu ödülünü, ‘Silver Linings Playbook’ filminden Jennifer Lawrence ile paylaştı.
Ölümü film oluyor
8'inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümü, beyaz perdeye aktarılacak. Senaryosunu gazeteci yazar Avni Özgürel'in kaleme aldığı filmin yapımcılığını TFT Prodüksiyon üstlenecek. Filmin çekimlerine, Aralık sonunda başlanacak.
“En uzun kısa yol” ismini taşıyacak filmde, 8'inci Cumhurbaşkanı Özal'ın Çankaya Köşkü'nde kalp krizi geçirdiği andan, Hacettepe Hastanesi Acil Servisi'ne uzanan olaylar işlenecek.
Gazeteci Avni Özgürel'in, senaryo için tanıklarla görüşmeler yaptığı ayrıca Özal ailesinin de desteğini aldığı belirtilirken, Ahmet Özal, “Avni Özgürel gibi babamı iyi tanıyan, döneminde yaşananların arka planını bilen bir gazetecinin kaleminden yansıyacak canlandırmaya ilişkin ayrıntıları dinlediğimde çok heyecanlandım... Filme katkı için ailece mümkün olan bütün desteği vereceğiz” dedi.
Boşnaklar'ın göç acısı belgesel oluyor
İzmirli Boşnaklar Derneği'nin "Nesiller Buluşuyor" projesiyle, Balkanlar'dan Türkiye'ye göç eden ilk kuşak Boşnakların yaşadıkları, çekilecek belgeselle yeni kuşaklara aktarılacak.
Balkanlar'dan Anadolu'ya göç etmek zorunda kalan ve İzmir'e yerleşen Boşnaklarca kurulan dernekte, düzenli olarak haftada iki gün yapılan üye buluşmaları, Türkiye'ye göç eden ilk kuşak Boşnakların yaşadıkları acıları, karşılaştıkları zorlukları, yeni kuşaklara anlatacak belgesel projesini ortaya çıkardı.
İzmirli Boşnaklar Derneği Başkanı Hamza Yavuz, belgesel çekimleri için röportajların yapıldığı dernek binasında, Türkiye'de doğan yeni neslin, göç sırasından yaşanan acıları hiç bilmediğini ifade ederek, bu eksikliği “Nesiller Buluşuyor” projesi adı altında hazırlanacak bir belgeselle giderme fikrinin doğduğunu anlattı.
Belgeselin, hem bugünleri borçlu oldukları atalarına karşı bir vefa borcu olduğunu, hem de geçmişin unutulmaması açısından çok önemli bir işlev göreceğini ifade eden Yavuz, şunları söyledi:
"Çok kötü şartlar içerisinde bizi orada bırakmayıp o topraklarda bırakmayan büyüklerimiz, bunu hak ediyor. Onları ölümsüzleştirmek, büyüklerimizi sadece vefat ettikleri zaman bir Fatiha ile anmak yerine, onları anılarıyla birlikte yaşatmak amacıyla projeyi hazırladık. Belgeselde çok önemli hatıralar olacak. Bazen ağlayacağız, bazen güleceğiz. Belgeselde sadece acılar olmayacak çünkü gelen insanların acıları kadar, umutları ve aynı zamanda aşkları da vardı. Çekimlerde çok ders alınacak hikayeler çıkıyor. Belgeselde kültürümüzü tam anlamıyla yansıtmayı arzuluyoruz. Belgeselde, 'sevdalinka' adını verdiğimiz sevda şarkıları, bugün artık Bosna- Hersek'te söylenmeyen türküler ile her türlü belge ve fotoğraf da olacak."
Yönetmenliğini Üzeyir Sever'in üstlendiği belgeselde, göçü yaşayan nesil ve atalarını kaybetmiş Türkiye'de doğan 1'inci nesille röportaj yapılacağını ayrıca konuyla ilgili bilim adamlarının görüşlerini aktaracağını anlatan Yavuz, çekimlerin İzmir ve ilçeleri ile Bosna- Hersek, Karadağ ve Sancak bölgesinde yapılacağını kaydetti.
Bosna- Hersek'te de yayınlanması bekleniyor
Yavuz, Konak Belediyesi'nce desteklenen projenin tamamlanmasının ardından Türkiye ve Bosna- Hersek'te yayınlanmasının planlandığını belirtti. Belgeselin yayını için şimdiden Türkiye ve Bosna- Hersek'teki televizyon kanalları ile uydu üzerinden Balkan ülkeleri genelinde yapan kuruluşlardan teklifler geldiğini, yine Almanya'dan bir televizyon kanalıyla görüşmelerin sürdüğünü dile getiren Yavuz, “Belgeselimizle ilgili çok büyük heyecan var” dedi.
Türkiye'ye gelmenin mutluluğu
Belgeselde anılarını paylaşan ve ailesiyle birlikte 1958'de Türkiye'ye göç ettiğinde 26 yaşında olan Murat Ok (80), göç öykülerini şu sözlerle anlattı:
"Bizim millet, vatanını, milletini sever. Orada komünizm vardı, ne öldürdü ne yaşattı. Babamın 250 dönüm arazisi vardı, Tito, 100 dönümden fazlasını aldı. Biz 4 oğul orada kalsaydık, yaşamamız mümkün değildi. Almanya'ya, Fransa'ya ya da başka ülkelere gitmek zorunda kalacaktık. Oralara gitmektense Türkiye'ye gelmek istedik. Göç için elimizdekilerin tamamını satmamız ve yanımıza bir şey almamamız zorunluydu. 82 yaşındaki dedem, 67 yaşındaki babam ve ben, konuştuk, Türkiye'ye gelmeye karar verdik ve birbirimize sarılarak ağladık. Türkiye'ye geldikten sonra açlıktan birbirimizi yesek yine pişman olmazdık."
Türkiye'ye geldikten sonra dil problemini kısa sürede aştıklarını belirten Ok, “Elhamdülillah, çok güzel karşılandık, çok güzel yaşadık. Allah bu millete, memlekete zeval vermesin” dedi.
Fatih Akın göçü anlatacak
Ünlü yönetmen Fatih Akın, Cennetteki Çöplük adlı belgeselinin Almanya galasında göç temasını işlediği kovboy filminin çekimlerine önümüzde yıl başlayacağını söyledi.
Fatih Akın'ın çevre belgeseli ‘Cennetteki Çöplük’ Almanya'da vizyona girdi. Belgeselin galası Akın'ın doğup, büyüdüğü Hamburg'un Altona semtindeki Zeise Sineması'nda yapıldı. Belgeselde, Akın'ın dede memleketi Trabzon Çamburnu köylülerinin denizin doldurularak kurulan çöp depolama merkezine karşı mücadeleleri anlatılıyor.
"Her yerde aynı yalanlar"
2007'de başlanılan ve Mart 2012'ye biten film hakkında Fatih Akın, "Üzerinde en uzun çalıştığım film bu. Dedelerimin memleketi olduğu için bu filmin benim için ayrı bir özelliği var. Türkiye'de film daha çok çevre filmi olarak irdelendi. Almanya bu konularda daha tecrübeli olduğu için daha çok sinemasal değer olarak ele alacaktır. Küçük köy Çamburnu örneğinde yalanlarla yapılan çevre katliamı anlatıyorum. Aynı Çamburnu'nda olduğu Almanya'da Fukuşima'da, ABD'dede, Meksika'da aynı yalan ve hikayelerle insanların yaşam ortamı yok ediliyor. Çevreye dolayısıyla insanlığa buyük zararlar veriliyor. Çamburnu bunun sadece bir örneği" dedi. Akın, filmin Almanya'nın yanı sıra 50 ülkede de vizyona gireceğini söyledi.
Yeni çalışması kovboy fonunda göç öyküsü
Akın, yeni projesinin bir kovboy filmi olduğunu belirterek, "Yeni film çalışmam var. Senaryoyu yazıp, bitirdim. Bir kovboy filmi çekeceğim. Uluslararası bir film. İngilizce olacak. Konusu da aslında yine göç, göçmenlikle alakalı. Fakat kovboy filmi fonunda işleyeceğim bunu. Çekimler için mekan seçimindeyiz. Muhtemelen ABD ve Kanada'da gerçekleşecek. Önümüzdeki yıl çekimlere başlayacağız" diye konuştu.
Baba Akın: “Çamburnu halkı köyü terk ediyor”
Filmin galasında Fatih Akın'ın babası Mustafa Enver Akın, Hürriyet'in sorusu üzerine, "Filmi üç defa izledim. Çocukluk hatıralarım olduğu için filmin benim için özel anlam taşıyor. Çok duyguladım. Gerçekten cennet gibi bir doğa tüm tepkilere rağmen katledildi. Oradaki insanlar ve Çamburnu'nun eşsiz doğası için daha farklı bir çözüm bulunabilirdi. Örneğin geri dönüşümlü bir tesis gibi. Yapılmadı. Çamburnu halkı çöplük yüzünden köyü terk ediyor. Benim de çevrede arsalarım vardı, sattım. Çünkü kimse orada, zehirli, pis kokulu çöplüğün yanında yaşamak istemiyor. Köylülerin bir bölümü İstanbul'a göç etti. Film en azından çevre konusunda duyarlılığı artırdı" dedi.
Galaya Fatih Akın'ın hayatını filme çekeceği Arena Box-Promotion kulübü kurucusu ve sahibi Ahmet Öner, eski Avrupa Şampiyonu boksör Mahir Oral eşi Ferda, oyuncu Pheline Roggan gibi çok sayıda ünlü isim katıldı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)